Devletçilik ilkesi, devletin gerekli gördüğü alanlarda devletin gelişmesi ve yücelmesi için yapılan çalışmalardır. Atatürk’ün devletçilik ilkesi; Türk toplumun ulaşmak istediği çağdaş ve modern bir düzen için gerekli olan ekonominin güçlendirilmesi ve ulusallaştırılmasıdır. Devletçilik ilkesine göre, devlet ekonomiyle ilgili olarak doğrudan doğruya müdahale yapabilir. Ekonomik teşebbüsler sadece devlet tarafından yapılmayacak, özel teşebbüslere izin verilecek fakat hiçbir özel teşebbüs devlet kontrolünden ve teftişinden çıkamayacak.
Devamını oku »Devrimcilik ilkesi, Ataturk ilkeleri arasinda devingenlik, eylem ve atilim kavramlarini iclem ve kaplamina almis tek ilkedir. Ataturk, Buyuk Soylevinin sonunda: “Bu aciklamalarimla ulusal yasami sona ermis varsayilan buyuk bir ulusun bagimsizligini nasil kazandigini ve bilim ve teknigin en son esaslarina dayali ulusal ve cagdas bir devleti nasil kurdugunu anlatmaya calistim,” diye degindigi cagdas devlet kavramiyla devrimcilik ilkesinin sasmaz isaretini veriyordu.
Cagdas devleti kuran bir ulusun cagdisi niteliklerden kurtulmasi gerekirdi. Iste, Turk ulusunun, cagdisi niteliklerden kurtulmak, cagdaslasmak icin giristigi atilimlarin tumu devrimcilik ilkesinin kapsami icine girer.
Devrim, sozcugunun su ya da bu anlama geldigini tartismanin devrimcilik kavraminin anlamini degistirmeye bir yarari yoktur. Devrimcilik Ataturk’un Turk ulusunu cagdaslastirmak icin giristigi eylemlerin tumunun, tek ve degismez amacidir.
“Turk ulusunu son yuzyillarda geri birakmis olan kurumlari yikarak, yerlerine ulusun en yuksek uygarlik gereklerine gore ilerlemesini saglayacak yeni kurumlari koymus olmaktir” tumcesiyle tanimlamis oldugu devrim atilimlarini gerceklestiren Ataturk, “ulusu ve toplumsal ortami hazirlamak” yontemini uygulamistir.
Devrimcilik, bu ana yonteme uyarak, yalnizca cagdisi kurumlari yikmak yerine, cagdaslarini kurmakla yetinmemek, ulusu cagdaslasmanin gerektirdigi yeni kurumlara bilimin ve uygarligin kilavuzlugunda cagdas degerlere kavusturmaktir. Bu bakimdan devrimciligi dar anlamda yikip yapmak sinirlari icinde dusunmek, onun bicimsel yonunu gormekten ileri gitmeyen bir dar gorusluluktur.
Devrimcilik devrime konu olan eylemlerin turune, niteligine gore bir atilim sureci saptamaktir. Ataturk bu sureci saptamakta essiz bir basari gostermistir.
Devrimcilik, Ataturk ilkelerinin hemen hemen tumuyle birlesir. Butun ilkelerin ya neden, ya da sonuc olarak devrimcilikle simsiki bir ilintisi vardir. Bu bakimdan devrimcilik, Ataturk ilkelerinin tumunu gerceklestirmeye, korumaya ve yasatmaya kesin kararliliktir.
Devrimcilik gercek anlamiyla “Turkiye Cumhuriyeti halkini butunuyle cagcil ve butun anlam ve bicimiyle uygar bir toplumsal kurul (heyeti ictimaiye) durumuna vardirmaktir.” Devrimcilik, devrim atilimlarini yalnizca bicimsel yaniyla dondurup yuce anlam ve amacini yitirenlerle savasmaktir. Devrimcilik, ulusun ve ulkenin yucelmesi icin surekli caba gostermektir. Cunku “devrimler baslar, ama devrimin bitisi diye bir sey yoktur. Baslamak ve bitmemek gerek dogada, gerek toplumda devrimin, evrimle benzer olan ortak yasasidir.”
Ataturk Ilkelerinden akilcilik, gercekcilik ve uygarlikcilik ilkeleriyle birlikte degerlendirilmesi ve yorumlanmasi gereken bariscilik ilkesi, bugun tum dunyada korunmasina ve yasatilmasina butun uluslarin caba gosterdigi yuce bir insanlik ulkusudur. Tarih boyunca giristigi turlu savaslarda kahramanliklar yaratan Turk ulusunun, insanlik ailesinin onurlu bir uyesi olarak barisi korumada gosterdigi duyarlik ve titizlik, Ataturk ilkeleri arasinda bariscilik kavraminin akilciliga ve gercekcilige dayali bir ilke olarak nasil deger kazandiginin bir kanitidir.
“Yurtta baris, dunyada baris” ilkesiyle ozetlenebilecek olan bariscilik, dunyanin gelecegini, dunya uluslarinin anlasarak kardesce gecinmeleri, turlu nedenlerle ve etkenlerle birbirinden ayrilmis ve birbirine dusman kesilmis uluslarin aralarinda bir yakinlasma ve kardeslik kurmalarinin mumkun olacagi inancidir. Ancak her ne suretle olursa olsun, savas dusuncesini ulkemizden uzak tutarak bariscilik ilkesi ugrunda elimizden geleni yapmak yeterli degildir. Yuce ulusumuzu ve kutsal ulkemizi, bir saldiriya ugradigi takdirde bir karis topragi icin kanimizin son damlasina kadar dokmeye hazir ve inancli olmak da barisciligin ayrilmaz kosuludur.
Buyuk Fransiz Devrimiyle evrensellik kazanan ozgurluk kavrami, yakincaga damgasini vuran cagdas devlet gerceginin temelini olusturan bir eylemi de vurgular. Ozgurlukculuk, kisinin ve toplumun mutluluga erismesinde ugrunda girisilen savasimlarin tumunu kapsar. Turk toplumunun ozgurluk savasimi, kotu yonetimle yoksulluga ve tutsakliga itilmis soylu bir ulusun bagimsizlik direnisi ile dis guclere karsi, kazandigi basarilarla son sinavini vermistir.
Ulus, cani pahasina kurtardigi ulkesinde kendi egemenligine dayanan bagimsiz bir yonetim kurarken, ulke bagimsizligini ve ulus egemenligini bir daha tehlikeye dusurmeyecek onlemleri ancak ozgurlukcu bir ortamda etkin ve guclu tutabilir.
Ozgurlugun bu iki oz varligi, bagimsizlik ve egemenligi korumada yasalarini koyarken yanlis ve olumsuz davranislari sinirlayici ilkeleri yine akilci olculere gore saptamak gerekir.
Sinirsiz ozgurluk anlayisinin yaratacagi kargasa, toplumun ve kisinin amacladigi mutluluga ters duser. Bu bakimdan kutsal ozgurluk hakkini kullanmada konulmasi zorunlu sinirlar cok genis ve duyarli bir olcekle cizilmelidir.
Akilcilik ilkesiyle cakisan ozgurlukculuk ilkesinin, gercekcilik ilkesiyle de siki bagintisi dusunulmeden bu ilkenin soyut bir kavram olarak ya butunuyle yok olmasi ya da bir kargasa kaynagi olmasi onlenemez. Ataturk ilkelerinin basinda yer verdigimiz bu ilkenin anayasamizla saptanmis ozgurlukler cercevesinde uygulanmasi ve gerceklestirilmesi icin cok duyarli ve bu ilkenin yilmaz savunucusu olmak zorundayiz.
Ozgurlugun kutsalligini korurken gercek bir ozgurlukcu inanisin ozu su olmalidir: “Zorbalik haline gelen otorite, otoriteyi yikar, keyfilik haline gelmis ozgurluk de ozgurlugu” (Jarpers).
Insan ozgurlugune kaynak olan insan haklarinin en buyugu olan yasama hakki bile sinirsiz degildir. Bu bakimdan buyuk ozverilerle kazanilmis ozgurluklerin korunmasinda akilcilik ve gercekcilik ilkelerinin aydinlik, sasmaz dogrultusunda yurumeliyiz.
Ataturk, tum yasaminda ulusuyla birlikte ugrunda buyuk savasimlar verdigi ozgurlugun en titiz bir savunucusuydu. “Ozgurluk olmayan bir ulkede olum ve cokuntu vardir; her ilerlemenin ve kurtulusun anasi ozgurluktur,” diyen buyuk onderin ozgurlukculuk ilkesini, Ataturkcu kusaklar onun tum ilkelerinin basinda koruyacak ve savunacaklardir.