Enteresan Olaylar »

Adının Anlamı Gözlerindeki Sözlükte Yazılıydı

Sesini duymak güzel şey bir aşklaşma içinde kendine yer bulmak. Senin hislerin kimin umurunda ben en saçmalanmış şiirlere lanet okuyarak hala sana türküler adamaktayım. Gözlerin çimen yeşilydi hala unutmadım. Bir baharın en gevrek iklimi vardı sözlerinde sebepsiz haykırışların yersiz susuşların olmasa kusursuz bir melekle yarışabilirdin.

Sözlerin bir salep kıvamındaydı. Kışın insanı ısıtması için gerekli bir içecek, yazın garsondan istendiği zaman gülüşmelere sebep olacak kadar yersiz. Ama senin sözlerin genelde kışın içilen bir salebi andırırdı.

O susunca sizin o kocaman sevginiz tarçına dönerdi. Yani salepsiz tek başına bir şeye yaramayan tadı tatlılıktan acıya çalmış bir tarçına…

Tasviri güç bir varlıktı sayfalarca yazı yazılabilirdi uğrana, çünkü gözlerin mürekkep kadar değerliydi. Seni sana anlatmak en büyük sanattı. Gözlerini aynadan başka görebileceğin tek yer benim mürekkep karartılarımdı.

Kendini hiçbir yere ait hissetmezdin, her nereye gidersen orayı gurbet bellerdin. Kendi şehrinde bile yabancı ve türkçe bilmeyen bir turist misali gezerdin. Nereye ait olduğunu düşünürken her yerin sana ait olduğunu unuturdun. Belki senin istediğin gibi doğmazdı güneş, belki senin istediğin gibi sevemezdi kimse ama güneşde sana doğardı, sevende seni severdi. Dedim ya! belki sen buralara ait değildin ama buralar sana aitti.

Seni betimlemek cenneti tasvirlemek kadar güçtü. Ve görmediğin bir nesnenin perspektif görünümünü çizmek ne kadar zorsa senin de yüreğini anlatmak o kadar zordu. Adının anlamını hiç sormadım. Hani bir kere daha söylemiştim, adının anlamı gözlerinde ki sözlükte yazılıydı. Ayrıca sormanın bir manası yoktu. Üzerinde Ankara resmiyeti, gözlerinde anadolu sıcaklığı vardı. Bakışların gün batımlarında güneşin nöbetini devralabilecek kadar güzeldi. Sen gülünce şehir gülerdi, gökyüzü ışıldardı. Ne kadar yıldızı mevcutsa gökyüzünün, hepsi senin gözlerine doğru kayardı.

Sana edebiyata katkıdan yoksun, (ne yazık hala yoksun!) aşk mektupları yazmak saçmalıktan öteye gitmezdi.

Gayem sadece seni sana anlatmaktı. Çünkü ne yazık sen henüz kendinin farkında değildin. Sevilebileceğini düşünemiyordun. Konuştukça saçmalayağını zannediyordun. Ve asıl bu düşüncelerinle saçmalıyordun. Susuşların çaresiz bir susuzluğa sürüklerdi insanı, ve bazen o susuzluktan çaresiz kalan insan sırf ölmemek için haram olduğunu bile bile içinde günlerce sürecek pişmanlık kaygılarıyla şarap içerdi.

Sen farkında olmasanda Allah bu günahın yarısını senin defterine yazardı. Susup susuz bıraktığın için…..

İsmi N harfiyle başlardı. Daima niha(l)vend makamında ezgiler çalardı. Ve bu ezgilerin en dokuz sekizlik ritimli olanı bile insanı bir meyhane boşluğuna itiverirdi. Alınan alkollerin her yudumunda insanın içinde nasıl sevinçle,hüzünle, pişmanlık karışıverirse, senin çaldığın o niha(l)vend ezgilerdede insanın kulağı o denli karıştırırdı.

Zamanı fark etmeyen bir zamanda, sırf seni unutmak için başka gözlere bakmaya kalkışılsa gözler kör olacak kadar sarsılırdı. Ve yabancı bir göze değen gözler gözürleşirdi.

İsmin duyuldmu biraz sana, biraz yüreğine ama en çok sevdaya olan saygıdan dolayı ayağa kalkılırdı. Bu hareketi otnom sinir mekanizması yönetirdi ve ayağa kalkma işleminde düz kaslar çalıştığı için hareket istem dışı gerçekleşirdi.

Benim bütün amacım seni sana anlatmaktı çünkü sen kendini ayna hariç hiçbir yerde görmemeştin ve kendine baktğın aynanında sırrı dökülmüştü. Yani sen ne sır yüklersen yükle çözülmüştü. İşte bu yüzden seni sana, sen gibi gösteremiyordu. Senin kelimelerin gayet doğaldı, susuşun suni bir çekirdek tepkimesi…. Gözlerinin manası adında, adının manası gözlerinde ki sözlükte yazılıydı ve bu sözlük aşkca yazılmıştı…….. Bu gece itraf ediyorum o sözlüğü ben yazdım! Benden başka kimse adının anlamını anlamasın diye. Hatta sen bile……

Devamını oku »

Enteresan Olaylar »

Üst Kattaki Katil 
Büyük bahçeli bir villada yaşayan genç bir çift, çocuklarını bakıcıya bırakıp dostlarının verdiği bir partiye gitmiş. Bakıcı kız çocukları yatırdıktan sonra televizyon seyretmeye başlamış. Bir ara telefon çalmış. Kızcağız telefonu açtığında karşısında hırıltılı bir sesle konuşan biri varmış: Şu an üst katta çocukların başucundayım. Sen de gelsene buraya. Huhahuha! Kız feci korkmuş haliyle. Ama kendini Kesin salak bi telefon şakası bu diye düşünüp sakinleştirmeye çalışmış ve televizyonun sesini sonuna kadar açmış. Telefon tekrar çalmış. Aynı hırıltılı ses yine o histerik kahkahasını attıktan sonra, Çocukların yanındayım. Hadi sen de gel yukarı demiş. Kız daha da korkmuş ve santrali arayarak durumu anlatmış. Santralde iyi bi kadın varmış, Adam sizi aradığında bir’kaç dakika konuşturun. Numarayı tespit eder, sonra da polise bildiririz diyerek kıza yardımcı olmuş. Bakıcı kız telefonu kapatır kapatmaz hemen çalmış telefon. Aynı ses yine aynı sözleri tekrar etmiş. Kız konuşmayı uzatmaya çalışmış ama sapık anlamış bunu ve hemen telefonu kapatmış. Bir’kaç dakika sonra tekrar çalmış telefon, arayan santral memuresiymiş ve panik durumdaymış: Hemmen kaç oradan! Arayan numaranın da adresi aynı. Yukarıda bir telefon hattı daha var demek ki! Kız koşşa koşşa kaçmış evden. Bu arada santraldeki kadın, polisi olaydan haberdar etmiş bile. Polisler birkaç dak’kada adrese gelip eve girmiş. Gerçekten de üst katta elinde kocaman bi kasap satırı olan bir katil yakalamışlar. Üst kat pencerelerinin birinden eve giren sapık katil iki çocuğu öldürdükten sonra o telefonları etmeye başlamışmış.

Devamını oku »

Enteresan Olaylar »

Ahtapot 
14-15 yaşlarındaki bir kızda durup dururken hamilelik belirtileri başlamış: Karnı hafiften şişkinleşmiş, kusma nöbetleri geliyormuş, sabahları yataktan hasta gibi kalkıyormuş… Fakat kız annesine ısrarla böyle bi şeyin mümkün olamayacağını, çünkü hiç bir erkekle bu sonucu doğuracak kadar yakın temasta bulunmadığını iddia ediyormuş.
Fakat zaman geçtikçe hem karnı büyümeye devam etmiş, hem de diğer belirtilerde değişiklik olmamış. Annesi, “Bu yaşta… Allahım Allahım, kepazelik bu” dese de kız hala hamile olmadığını söylüyormuş. Sonunda anne küçük bi kasabada yaşıyor olmalarına rağmen çıkacak söylentileri göze alarak kızını hastaneye götürmüş. Ancak çekilen ultrasondan sonra kızın inkarlarında samimi olduğu anlaşılmış. Çünkü karnında son derece büyük boyutlara ulaşmış bir tümör tesbit edilince şişkinliğin ve diğer belirtilerin asıl sebebi ortaya çıkmış.

Vakit kaybetmeden, apar topar ameliyata alınmış tabii. Doktorlar rutin kabul edilen bu operasyon sırasında karnı açmışlar ve işte o an gördükleri manzara karşısında şok olmuşlar. Meğerse tümör sandıkları şey kocaman bir ahtapotmuş. Üstelik kıpır kıpırmış da hayvan, yani canlıymış.

Olayın aslı sonradan anlaşılmış. Kız üç-dört ay önce ailesiyle birlikte okyanus kenarındaki bir kasabada tatil yapmış. Ahtapot yumurtaları da mikroskobik boyutlarda olurmuş ve bunlardan doğal olarak okyanus sularında milyarlarca varmış. Kız muhtemelen yüzerken yuttuğu sularla beraber bu yumurtalardan da indirmiş mideye. İşte bunlardan biri de, milyonda bir görülecek biçimde de olsa, kızın vücudunun içinde yaşamayı, hatta büyüyüp gelişmeyi başarmış.

Devamını oku »

Yorumla »

2008 yılına yayın hayatına başlayan Yorumla.org 2010 yılında oluşan bir hata nedeniyle tüm veri tabanını kaybetmiştir,
Sitemiz çalışmalardan sonra tekrar yayın hayatına başlamıştır,
Bizi takip etmeye devam edin…

Devamını oku »